İkinci kısım; lisan ile kalb ile dua etmektir. Eli yetişmediği bir kısım metalibi istemektir.
Bunun en mühim ciheti,
en güzel gayesi,
en tatlı meyvesi
şudur ki: "Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."
İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma, ona yapış, a'lâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi اِيَّاكَ نَسْتَعِينُ de. Kâinatın güzel bir takvimi ol.
(Sözler - 318)
Dertlerini görmeyen, feryatlarını işitmeyen, "Rab" olamaz.Öyle ise, اِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
cümlesiyle iki hakikat-ı azîmeyi tesbit eder.
(Sözler - 427)